Biliyorum ki ben büyük bir kültürün ve medeniyetin evlâdıyım. Ve hayırlı bir evlat olarak hep kimsesiz çocukların ve gençlerin sağlığım ve bakımını üstlenecek bir vakıf kurmak hayalini taşıyorum.
Bu amaçla bir kimsesiz çocuklar yurdunda gönüllü olarak çalışıyorum. Orada sokak çocuklarına yardım etmeye çalışıyoruz. Madde bağımlısı olan, tiner ve bali kullanan ve bu bağımlılık illetinin pençesinde ezilen çocuklar var orada. Sonra orada annesi babası tarafından sokağa terk edilmiş, yoksulluk ve yoksunluktan kimsesiz kalmış çocuklar var. Onlara da hizmet vermeye çalışıyoruz.
Ayrıca son yıllarda savaşlar yüzünden vatanlarından, yurtlarından ayrılmak zorunda kalmış, anneleri babaları öldürülmüş ve kimsesiz kalmış mülteci çocuklar da geliyor çocuk yurduna. Kiminin adı Asaf Hassani, kiminin adı İsmail Adem, kiminin adı Rene Pangulu, kimininki Muhammed Yusuf...
Kimi Afganistan'dan, kimi Kongo'dan, Sudan'dan gelmiş. Kimisi İran'dan, Irak'tan Filistin'den, Somali'den...
Kiminin annesini öldürmüşler, kiminin kardeşlerini... Çoğunun hiç kimsesi kalmamış bu dünyada Allah'tan gayrı... Kimi seccadesini serip namazını kılıyor ezan okunduğunda ve kimiyse istavroz çıkarıp "Beni koru Tanrım" diye dua ediyor.
Onlarla konuşuyorum hep. İçlerinde Türkçe bilenler var. İngilizce bilenlerle İngilizce konuşuyorum. Dili Arapça ve Fransızca olanlarla çat pat anlaşmaya çalışıyorum. Ama en güzeli ne biliyor musunuz? Göz göze geldiğimizde öyle güzel anlaşıyoruz ki onlarla. O bakışlarıyla öyle güzel bir şeyler anlatıyorlar ki bana. Sanki "seni çok ama çok seviyorum" diyorlar. Aslında "yaşamayı seviyorum. Ben bir çocuk olarak daha çok güzel günler yaşayacağım ve siz bana bunun için yardım ediyorsunuz, teşekkür ederim " diyorlar. Bense bu muhteşem ümit ve sevgi dolu bakışlara karşılık şefkat ve muhabbet hisleriyle hepsini en güzel günlere ulaştırmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya bir kez daha, bir kez daha yemin ediyorum.
Bu çocuklar savaştan, zulümlerden, haksızlıklardan, açlık ve ölümden kaçıp ülkemize sığınmışlar...
Kiminin derisi siyah, kiminin gözleri mavi, kiminin saçarlı kıvırcık, kiminin gözleri çekik... Dilleri ayrı, dinleri ayrı, renkleri ayrı...
Ama hepsi çocuk, hepsi günahsız, saf ve masum birer sabi... Ve hepsinin gözlerinde pırıl pırıl parlayan kocaman ve aydınlık bir ışık.
Güldüklerinde o güzel çocuk gülüşleri ve ağladıklarında o masum hüzün...
Bir keresinde hiç unutmuyorum çocuklardan biri hastalanmıştı. Ve diğer çocuklar da arkadaşlarını hastaneye götürmem için bana öfkeli bir şekilde bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. Biz mülteci çocukların mevcut statüleri belirsiz olduğu için onları doktora götüremiyor, götürsek bile ilaçlarını alamıyorduk. Fakat bu çocuğun durumu gayet ciddi idi ve birşeyler yapmalıydık. Biz o gece sabaha kadar uğraştık ve o hasta çocuğu birçok hastaneye götürdükten sonra en son tüberküloz teşhisiyle bir hastaneye yatırdık. Bana akşam öfkeli ve korku dolu gözlerle bakan o çocuk sabahın ilk ışıklarının görünmeye başladığı saatlerde hissettiği bütün acı ve üzüntüye rağmen sevgiyle gülümsüyordu. Fransızca olarak bana şunları söyledi."tu est tres bien" yani "sen çok iyisin" diyordu. Ben de yine fransızca olarak ona "o senin güzelliğin" dedim ve gülümsedim.
İşte dünyanın çeşitli memleketlerinden gelip ülkemize sığman bu çocukları mutlu edecek bir rüyam var benim. O rüyamı "dünyanın en güzel çocuğu"ndan, onun hayatından ilham alarak hayal ediyorum hep:
Asırlar önce bir çocuk gelmişti dünyaya... Yetimdi...
Sonra annesini de kaybetti bu güzel çocuk... Öksüz kaldı...
Muhammed'di adı... Alemlere rahmetti...
Onun doğumuna yardım eden ebenin adı Şifa Hatun'du.
Bu güzel yetim çocuk büyüdüğünde çocuklara nasıl şefkatli ve merhametli davranılacağını gösterdi insanlara.
Eski evlatlığı Zeyd'e karşı, çok sevdiği ve hizmetinde bulunan Enes'e karşı ve torunları Hasan ile Hüseyin'e karşı nasıl şefkatli olduğunu tarihler yazdı.
Hz. Enes diyordu ki: "Yıllarca kendisine hizmet ettim ve o güzel peygamber bir gün bile bana neden şunu şöyle yaptın demedi."
O güzel peygamberin yolunda gidenler, onu örnek alanlar muhteşem bir medeniyet inşa ettiler sonra; Endülüs'te, Buhara'da, Semerkant'ta, Bağdat'ta, Konya'da ve İstanbul'da...
İşte bu medeniyetin çocukları arasından İbn Sinâlar, Ebubekir er-Razîler ve Tabibe Zeynepler çıktı. Ömür boyu insanlara faydalı olmak ve müminin kaybolmuş malı olan hikmeti bulmak için tıp ilmiyle uğraştı durdular. Ve nihayet Şifa diye, Kanun diye kitaplar yazdılar. Safi sıfatıyla insanlara şifa verici olan Allah'ın hikmetinden bir parçasını tıp ilminin kurallarıyla sistematize ederek bu muhteşem eserleri insanlığın hizmetine sundu bu büyük hekimler.
Sadece tıp ilmiyle uğraşmakla kalmadılar... Öyle harika bir mimarîyle inşa ettiler ki hastanelerini, tımarhanelerini, şifahanelerini her biri bir sanat eseriydi başlı başına. Her nefesinde milletinin sıhhat ve selâmeti için çalışan bir medeniyetti bu. Hastahaneler, bîmarhâneler, dâr'ül-eytamlar, dârüşşifâlar, kurdu bu medeniyetin çocukları.
O güzel çocuğun, alemlere rahmet olarak gönderilen o sevgili yetimin dünyaya gelişine şahit olan Şifa Hatun'un ismini verdiler hastanelerine. Şifa Hatun dârüşşifâsı, Şifa Hatun Bîmarhânesi dediler. Savaşta yetim kalan bütün çocukları, dost-düşman demeden alıp tedavi ettiler, büyüttüler, yetiştirdiler; şefkatle, merhametle, sevgiyle...
İşte bu yüzden eğer ben bir vakıf kursam adım Şifa Hatun Kimsesiz Çocuklar Vakfı koyardım muhakkak. Bu vakıfta kimsesiz çocuklara yardım eder kimsesizlerin kimsesi olmak için çabalardım. Şifa Hatun Kimsesiz Çocuklar Vakfı'nda her şey ama her şey o çocukların sıhhat ve selameti için, bu dünyada ruhlarının ve bedenlerinin sağlıklı olması ve o sevgi dolu temiz yüreklerinin sıhhatle çarpması için tertiplenmiş olurdu. Onların yiyecekleri yemek, içecekleri su, soluyacakları hava sağlıklı olsun diye didinir dururdum. Benimle birlikte gönüllü olacak arkadaşlarımdan her biri bir koldan bu çocukların sağlığı için uğraşmalıydı. Zira ben biliyorum ki kimsesiz çocuklar için yapılmakta olan faaliyetler ancak vakıf faaliyeti olarak yapıldığında gerçekten faydalı sonuçlar verecektir. Çünkü bizim medeniyetimizin dünyaya en büyük armağanlarından biri olan vakıflar en doğru ve en verimli sivil toplum kuruluşlarıdır. Bugün bütün Batı dünyasının peşinde koştuğu verimlilik, sürdürülebilirlik ve etkililik gibi amaçlar ancak vakıf yapılanması sayesinde başarılabilir. Bu yüzden kuracağım vakfı şu birkaç başlık altında teşkilatlandırırdım.
. Madde bağımlığı tedavi merkezi
. Çocuk ve genç sağlığı ünitesi
. Mülteci ve sığınmacı çocuklar merkezi
. Tabiat, Kültür ve Spor Merkezi
. Psikiyatri ve Psikolojik Danışma Merkezi
Bu dört başlık altında yapılandıracağım vakıf teşkilatı sayesinde, yoksulluk ya da boşanma yüzünden ailesi tarafından ihmal ya da terk edilmiş çocuklara, sokakta yaşayan ve madde bağımlısı çocuklara, savaşlar ve yoksulluk sebebiyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış çocuklara sağlık hizmetleri ve sosyal hizmetler verebileceğiz. Hem bedensel hem de ruhsal açıdan tam gelişme çağında olan bu kimsesiz çocuklar ve gençlerin bu kritik yaşlarda yaşadığı bu büyük travmaların çözümü için onların hastalıklarına ve sorunlarına sırf tıbbî hastalıklar olarak bakmak hiçbir yarar getirmeyecektir. O yüzden bu çocuklar, hem ruhsal olarak hem de sosyal olarak desteklenecek bir tedavi ve bakım imkanına sahip olmalıdırlar. Bu amaçla madde bağımlısı olan gençler madde bağımlılığı tedavisiyle birlikte psikolojik danışma ve psikiyatrik bakımla da desteklenmelidirler.
Öte yandan çocuk ve genç sağlığı ünitemizde bu çocukların her türlü klinik tedavi imkanlarına cevap verilirken bir yandan da tabiat, kültür ve spor merkeziyle sosyal-kültürel etkinlikler ve spor faaliyetleriyle kendilerini geliştireceklerdir. Böylece bugün ülkemizde hastaneye gitme imkanına ve ilaç alma imkanına sahip olamayan ve çoğu zaman hastalıkları ihmal edilen mülteci-sığınmacı çocuk ve gençlerin de her türlü sağlık imkanına kavuşması sağlanacaktır. İşte benim en büyük ideallerimden birisi budur. Bu idealimi gerçekleştirme arzusunda beni destekleyen ve bana ilham veren bir şiir var ki içimdeki hisleri en özlü biçimde ifade etmiş:
Kimsesiz bir kimse yok herkesin var bir kimsesi Kimsesiz kaldım, medet ey kimsesizler kimsesi!
İşte ben bu çağrıya kulak veren biri olmayı istiyorum. Ömrüm boyunca, bu feryada duyarsız kalmayan bir insan olmaya devam etmek istiyorum. Hastaların nâçar kalmaması, şifa bulabilmesi için; kimsesizlerin kimsesi olabilmek için çabalayan bir kimse olabilmek ümidiyle...
|